Epic Games - Apple Davası Bağlamında Dijital Pazarlarda “Rekabet” Kavramı

2020 yılından bugüne devam eden Epic Games-Apple davasının temyiz duruşması 21 Ekim’de görülecek. Hem dijital oyun pazarı hem de teknoloji şirketleri arasında giderek büyüyen rekabet konusunda oldukça kritik bir öneme sahip olan bu dava mahkemelerin “tekelcilik” ve “haksız rekabete” karşı olan güncel bakış açısı için de emsal bir karar olması öngörülmektedir.

App Store ve Google Play’in uygulama içi satın alımlardan komisyon alıyor olması, uygulama geliştiriciler ve arayüz sağlayıcılarını sıklıkla karşı karşıya getiriyordu. Bu konuda ilk olarak 2021 yılı temmuz ayında ABD’de 36 eyalet tarafından Google şirketine Google Play ile ilgili pazarı kötüye kullandığı iddiası ile dava açılmıştı. Daha sonraki süreçte ise Epic Games, geliştirdiği oyun için uygulama içi doğrudan ödeme seçeneği eklemesi sebebiyle App Store’dan atılmıştı.[1] Bunun sonucunda Basecamp, Spotify, Match Group, Deezer gibi teknoloji şirketlerinin de desteğini alarak Epic Games Apple’a karşı “adaletsiz bir ortam sunarak haksız gelir elde ettiği” gerekçesi ile açtığı dava 3 Mayıs 2021’de görülmeye başlanmıştı. Apple’ın uygulama içi satın alımlardan aldığı %30 komisyonun App Store gelirlerinin %70’ini oluşturması ve uygulama geliştiricilerinin tüketiciler için alternatif yol yaratmalarına izin vermeyerek rekabeti engellemesi bu durumun en önemli göstergesi idi. Davadan çıkan karara göre artık geliştiricilerin kendi uygulamaları içinde alternatif ödeme seçenekleri sunmalarına olanak tanındı. Bu karar rekabeti destekleyici olması bakımından önemli olduğu kadar geliştiricilerin kullanıcılara alternatif ödeme seçeneği sunmasına imkân verecek olan “Open App Markets Act” (OAMA) yasa tasarısını oluşturan sebeplerden biri olma özelliği de taşıyor. ABD’de mobil uygulamaları kullanan yaklaşık 50 milyon kullanıcıyı etkileyecek bu yasa tasarısının en önemli özelliği, mobil uygulama yazılımı geliştiren şirketlere söz konusu yazılımın sergilendiği platform üzerinden ödeme yapılması zorunluluğunu ortadan kaldırmasıdır[2].  

Epic Games’in yönelttiği iddialardan biri de Apple’ın piyasada tekel konumda olup bunu kötüye kullandığı iddiasıydı. Ancak ilk derece mahkemesi %55’lik pazar payına sahip Apple’ın rekabet yasalarına göre tekelci olmadığı ve yalnızca başarılı olduğu sonucuna ulaşmıştı. [3]

Türkiye’de en çok yatırım alan sektörlerden olan dijital oyun pazarı her geçen gün hacmini genişletirken pazardaki rekabet de buna bağlı olarak artıyor.  Ülkemizde de karşılaşabileceğimiz benzer uyuşmazlıklar açısından bu karar önemli bir yer tutuyor.

Dijital Pazarlarda Rekabet Unsuru

Rekabet, satıcıların daha fazla mal ve hizmet satıp kar etme amacı ile oluşturdukları ortam olarak tanımlanmakla birlikte içerisinde ekonomik süreklilik ve sosyal adaleti de barındıran bir kavramdır.  Herhangi bir sektörün gelişebilmesi için uygun rekabet ortamının sağlanması şarttır; ancak bu piyasalarda tekelleşme ve kartelleşme gibi sorunların doğmasına ve tüketicilerin zarar görmesine sebebiyet verebilir.

Tüm dünyada şirketlerin karlarını artırmak amacıyla giriştikleri bu yarışta piyasanın korunması için düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. rekabet hukukunun getirdiği düzenlemeler ile bu denge ihtiyacı karşılanmaktadır.[4]

Son yıllarda hızla gelişen dijital platformların sahip oldukları karışık ilişki ağları rekabet hukukunu yakından ilgilendirmektedir. Bu açıdan ele alınması gereken hususlardan biri, şebeke içindeki her aktörün birbirine fayda sağladığı ve böylelikle oluşumun değerinin arttığı “şebeke dışsallıklarıdır.” Bu bağlamda birbiri ile aynı mal ve hizmeti sunan platformların pazar gücüne etkisinin aynı olmaması, çoklu erişim imkanının ortadan kaldırılması, rakiplerin devralınması veya çeşitli sebepler ile gerçekleşen şirket birleşmeleri rekabet ortamını etkilemektedir. Yine bir kullanıcının başka platformu tercih etmesinin sözleşmesel veya yazılımsal bir yol ile engelleniyor olması ya da uygulama içi teknik engellemeler ile kullanıcıların tek bir platforma yönlendirilmesi, dijital pazarlar açısından rekabet hukuku kapsamında düzenlemesi gerektiren konulardandır. Söz konusu pazar gücü farkları ve engellemeler her zaman ihlal olarak nitelendirilememekte, bu sebeple sektörlerin gelişimine katkı sağlayan rekabetin kısıtlanmaması açısından farklı değerlendirmelere ihtiyaç duyulmaktadır. [5]

Türk Hukuku Bakımından “Haksız Rekabet”

Türk hukukunda, Türk Ticaret Kanunu (“TTK”), Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) düzenlemeleri ve Rekabet Kurumu’nun ilgili kararlarında kendisine yer bulan “haksız rekabet” kavramı, sektör dinamiklerini etkileyecek her türlü aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranış olarak tanımlanabilir.[6]  Genel itibarıyla haksız rekabet açısından; rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir (TTK m. 55’te dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup TTK m. 56’da ise haksız rekabet durumunda hangi davaların açılabileceği konusunda kapsamlı düzenlemelere yer verilmiştir.)

Bir rekabet ortamının hukuka uygun olabilmesi için rakipler, dürüstlük kurallarına uygun hareket etmelidir. Bir fiilin haksız rekabet kapsamına alınabilmesi için fiilin haksız ve hukuka aykırı olması ve rekabetin kötüye kullanılması amacı taşıması gerekmektedir.[7] Ayrıca haksız rekabeti doğuran fiil ekonomik değer taşımalı ve bu ekonomik değerin sağladığı menfaat ihlal edilmiş veya ihlal edileceğine dair bir tehlike mevcut olmalıdır. Zarar ve zarar tehlikesine maruz kalma hali işletmenin ün, itibar veya müşteri kaybına uğratılması şeklinde ortaya çıkabilir.

Rekabet düzeninin işleyişinde eşitsizliğe sebep olabilecek her fiil hukuka aykırılık olarak değerlendirilebilmektedir. Son olarak ise haksız rekabeti doğuran fiil ile oluşacak zarar arasında nedensellik bağı olması gerekmektedir.

Rekabet hukuku genel olarak rekabeti kısıtlayıcı ya da bozucu eylemleri yasaklamaktadır. Bu eylemler uygulamada karşımıza rakip hakkında aldatıcı bilgi sunma, marka ya da ürün taklidi, rakip faaliyetlerini engelleme ya da ad veya unvanlarını kullanma şeklinde çıkmaktadır.

Özellikle dijital pazarda haksız rekabetin tespiti kolay olmamakta her uyuşmazlık için özenli bir değerlendirme süreci gerektirmektedir. Bu bağlamda ilgililer haksız rekabet teşkil eden fiil için tespit davası, fiil devam ediyorsa veya tekrarlanması ihtimali varsa men davası, kusurun bulunması şartı ile tazminat davası ve son olarak yanlış veya yanıltıcı beyanlar sonucunda meydana gelen bir haksız rekabet mevcutsa bunların kaldırılması anlamına gelen haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun ortadan kaldırılması davasını açabilmektedirler.

Türk Hukuku Bakımından “Tekel” Kavramı

Tekel veya monopol kavramı bir piyasayı tek bir firmanın domine etmesi anlamına gelmektedir. Bu konuma sahip teşebbüsler tam rekabet ortamındakilere göre daha yüksek fiyatlarla faaliyette bulunurlar; çünkü rekabet edebilmek için fiyatı aşağı çekmesini gerektirecek bir rakipleri yoktur bu sebeple fiyatı belirleyen faktör de kendileridir. [8]

Bu “tekelci fiyatlandırma” rekabet hukukunun temel amacı olan piyasadaki dengenin sağlanmasına engel olabilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde tekelci fiyatlandırma hukuka uygun bir fiyatlandırma şekli olarak kabul görürken Avrupa Birliği ülkeleri bu konuda daha müdahaleci bir tutum benimseyerek bu fiyatlandırmayı rekabet hukukuna aykırı kabul etmektedir.  Türkiye’de ise Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’un 6. maddesinde Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.” şeklinde bir düzenleme mevcuttur.  Türkiye’deki sosyal ve ekonomik durumu koruması için tekelci fiyatlandırmayı bu kapsamda değerlendirmek doğru olacaktır. Buna göre her fiyatlandırma için keskin bir sonuca varılamamakta, piyasadaki davranışlar değerlendirilerek sahip olunan gücün kötüye kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.  

İçinde bulunduğumuz dijital çağda rekabet hukuku uygulamalarının benimsenmesi zaman almış ve bunun bir sonucu olarak sektörde tekel bir yapı gelişmiştir. Bu yapı kendisini sektördeki rekabet düşüklüğünde, fiyat dengelerinde ve en önemlisi pazara giriş engellerinde göstermektedir. Tekelci fiyatlandırma alternatif yolları engelleyerek tüketiciye ürünü satın alabileceği tek bir platform ve dolayısıyla tek bir fiyat seçeneği sunmak olarak karşımıza çıkıyor. Dijital pazarda hakim durumda bulunan belirli şirketler ile mücadele için soruşturmalar yürütülerek monopol yapı kırılmaya çalışılmaktadır. Hem ülkemizde hem dünyada var olan tekelleşmenin bu türünün en güncel örneği yine Epic Games-Apple davası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç

Gelişen dünya ekonomisi ile yeni pazarlar oluşmakta ve var olanlar değişmektedir. Hem şirketlerin kendi aralarındaki hem de tüketici ile aralarındaki ilişkiyi korumayı amaçlayan rekabet hukuku bu değişimlerin sonucu olarak sektörel bazda farklı şekillenmekte ve tanımladığı kavramlara karşı benimsediği tutumlar değişiklik göstermektedir.

Rekabet hukuku uygulamalarının ülkelere göre farklılaşması özellikle teknolojik gelişmelerle hızla değişen dijital pazarda kendisini göstermektedir. Bu sebeple Epic Games - Apple davası gibi geniş kitleleri ilgilendiren davaların sonuçları hukuk sistemlerinin güncel bakış açılarını yansıtması sebebiyle önem arz etmektedir.

Makalenin yazım aşamasındaki katkıları için Beste Bayrak'a teşekkür ederiz.