Net Sıfır Finans: Finans Alanında Net Sıfıra Yaklaşmak

26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (Conference Of Parties/COP, “COP26”) 31 Ekim - 12 Kasım 2021 tarihleri arasında İskoçya-Glasgow’da düzenlendi. Küresel ısınmaya dair hükümetler arası ilk sözleşme olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change) kapsamında 1994’ten bu yana her sene düzenlenen COP zirveleri, iklim değişikliğinin etkilerinin ve ülkelerin bununla nasıl mücadele edebileceğinin tartışıldığı bir platform yaratmaktadır. COP26 zirvesi sonucu Glasgow İklim Anlaşması imzalanmış ve zirvede verilen taahhütler imza altına alınmıştır.

Net Sıfır Nedir?

COP26’da gündeme gelen "net sıfır" kavramı, bir kurumun atmosfere saldığı sera gazı ile atmosferden temizlediği gaz miktarının eşitlenmesi anlamına geliyor. Net sıfır uygulaması ile devletlerin ve kurumların karbon emisyonunu mümkün olduğunca aza indirmek amaçlanmaktadır. Glasgow İklim Anlaşması’na göre, taraf devletler, küresel ısınmayı 1,5 °C ile sınırlamayı hedefleyerek; küresel karbondioksit emisyonlarını 2030 yılına kadar 2010 yılı seviyesine göre yüzde 45 ve yüzyılın ortalarında net sıfıra indirme ve diğer sera gazlarının emisyonlarında da azaltım taahhütlerinde bulunmuşlardır.[1]

Net Sıfır Mali İttifakı

COP26’daki en önemli finansal gelişmelerden biri ise Glasgow Net Sıfır Mali İttifakı (“GFANZ”)’nın kurulmasıdır. GFANZ,  toplam değerleri yaklaşık 130 trilyon USD’yi bulan ve aralarında bankalar, sigorta şirketleri, varlık yönetim şirketleri ve danışmanlık şirketlerinin de bulunduğu yaklaşık 450 finansal kuruluşun bir araya gelerek 2050’ye kadar net sıfıra ulaşmayı ve Paris İklim Anlaşması kapsamında küresel ısınmayı 1,5 C ile sınırlamayı taahhüt ederek oluşturdukları bir iş birliğidir. GFANZ kapsamında bankacılık, danışmanlık, sigorta, emeklilik fonları gibi sektör spesifik ayrışmış alt gruplar bulunmaktadır. Bu alt grupların temel amaçları, 2050 yılına kadar tüm emisyon kategorilerinde net sıfıra ulaşmak, 2030 yılına kadar atmosferdeki karbon oranının yarı yarıya azaltılmasını sağlamak amacıyla ara hedefler koymak, net sıfır stratejisi belirlemek ve şeffaf şekilde raporlamaktır.[2] GFANZ alt grupları şu şekildedir:

  • Net Zero Banking Alliance
  • Net Zero Asset Managers Initiative
  • Net Zero Asset Owners Alliance
  • Paris Aligned Investment Initiative
  • Net Zero Insurance Alliance
  • Net Zero Financial Service Providers Alliance
  • Net Zero Investment Consultants

GFANZ alt gruplarından olan Net Sıfır Bankalar İttifakı (Net Zero Banking Alliance, “NZBA”) United Nations Environment Programme Finance Initiative (UNEP FI) tarafından yönetilmekte olup küresel bankacılık varlıklarının yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmektedir.[3] NZBA üyesi bankalar portföylerini 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefleri ile uyumlu hale getirmeyi, belirlenecek ara hedeflere uygun aksiyon planı oluşturmayı, karbon yoğun sektörler için sektör düzeyinde hedefler belirlemeyi, alınan aksiyonları ve hazırlanan raporları halka açık şeffaf bir şekilde paylaşmayı, müşterilerinin net-sıfır geçiş süreçlerine destek olmayı taahhüt etmektedir.[4]

Sürdürülebilir Finans Araçları

NZBA çerçevesinde verilen taahhütlere uyum sağlayabilmek adına bankalar çeşitli araçlar geliştirmişlerdir. Bankalar, yenilenebilir enerji kaynaklarına kredi kullandırma veya kömür ve termik santral projelerini finanse etmeme, çevre dostu firmalara sürdürülebilirlikle bağlantılı düşük faizli krediler sağlama gibi politikalar benimseyerek yatırımları sürdürülebilirlik alanına kaydırmayı amaçlamaktadırlar. Ayrıca, sürdürülebilirlik alanında çalışan, çevreye duyarlı şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapılması amacıyla sürdürülebilir yatırım fonları oluşturulup bu şirketlerin faaliyetlerine finansman sağlanmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, OECD’nin tahminlerine göre; yalnızca iklim dışındaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'na ulaşılabilmesi için 2030 yılına kadar enerji, ulaştırma, su ve telekomünikasyon altyapısı için yılda ortalama 6,3 trilyon USD tutarında yatırım yapılması gerekmektedir. Ayrıca, yenilenebilir enerji gibi iklim değişikliğinin önlenmesine yönelik ilave yatırım ihtiyacı da eklendiğinde yıllık yatırım açığının 6,9 trilyon USD'ye ulaşacağı tahmin edilmektedir.[5]

Türkiye’de Durum

Glasgow İklim Anlaşması’na Türkiye de taraf olduğundan, anlaşma uyarınca verilen 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını %45 oranında azaltma taahhüdü Türkiye açısından da bağlayıcıdır. Devletlerin bu taahhüdü gerçekleştirmesi için kamunun olduğu kadar, özel sektörün de bu yönde gerekli adımları atması ve kamu ile özel sektör arasında bir iş birliğinin tesisi önem arz etmektedir. 2022 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen İklim Şurası’nda Türkiye’nin 2050 yılı hedeflerine ulaşması için önemli kararlar alınmıştır.[6]  Yeşil Finansman ve Karbon Fiyatlama Komisyonunun bazı önemli kararları aşağıdadır:

  • 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda “Ulusal Yeşil Finans Stratejisi” 2023 yılının sonuna kadar hazırlanmalıdır.
  • Yeşil finansman araçlarına (yeşil kredi, yeşil fon, yeşil finansal kiralama vb.) ilişkin olarak uluslararası standartlarla uyumlu düzenleme altyapısı oluşturulmalıdır. 
  • Yeşil ve sürdürülebilir yatırımların finansmanının artırılabilmesini teminen yeşil ve sürdürülebilir tahvil, kira sertifikası ve diğer sermaye araçları piyasalarının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
  • Yeşil finansman faaliyetlerine ilişkin bağımsız dış değerlendirme hizmeti veren kuruluşların (ikinci taraf görüşü veren kuruluşlar dahil) lisanslanması, düzenlenmesi ve denetlenmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.
  • Finans kuruluşlarının sağladıkları finansmanlara ilişkin, doğrulanmış iklim ve çevre verilerine erişimleri için kurumlar arası iş birliğinin esaslarını belirleyen bir protokol oluşturulmalıdır.
  • Emisyon Ticaret Sistemi’nin ("ETS") ülkemizde kurulması için çalışmalar hızlandırılmalıdır.
  • Avrupa Birliği tarafından Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının (SKDM) takvimi göz önünde bulundurularak, ETS pilot uygulaması 2024 yılında başlamalı, pilot uygulama dönemi en az 1 yıl olarak tasarlanmalıdır.
  • ETS uygulamaları göz önünde bulundurularak ve mevcut vergiler yeniden değerlendirilerek ilgili vergilerin karbon vergisine dönüştürülmesi konusu ele alınmalı, uygun yol haritası 2025 yılına kadar oluşturulmalıdır.
  • Çifte karbon fiyatlandırmalarından kaçınılması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Yeşil Finansman

Türkiye’de yeşil finansman kaynakları olarak bankaları, yeşil sermaye piyasası araçlarını, kamu kaynakları kredi ve hibeleri, Avrupa Birliği fonlarını, uluslararası kalkınma kuruluşlarını ve uluslararası piyasaları gösterebiliriz. Yabancı bankalar ve fonlar, Türk bankaları aracılığı ile Türkiye’de çevre dostu işletmelere uzun vadeli, düşük faizli krediler sunmaktadır. Yeşil tahviller, dönüşüm tahvilleri, krediler, sigortalar en çok kullanılan finansman yöntemlerindendir.  

Yatırımcıların ve sermaye sağlayıcıların yeşil finansman konusunda karşılaşabilecekleri en büyük risklerden biri “greenwashing”, bir kurumun yeşil finansman araçlarından faydalanmak için veya sürdürülebilirlik yarışında fark edilip içinde bulunduğu pazardan müşteri çekebilmek gibi amaçlar ile sürdürülebilir yatırımlar yapmadığı halde yapıyormuş imajı çizmesidir. Bu konuda yatırımcıların ve finans kurumlarının greenwashing tuzağına düşmemeleri için piyasa ve risk analizlerini doğru yapması gerekmektedir.

Yeşil borçlanmaya ilişkin olarak, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Şubat 2022’de Yeşil Borçlanma Aracı, Sürdürülebilir Borçlanma Aracı, Yeşil Kira Sertifikası, Sürdürülebilir Kira Sertifikası Rehberi[7] (“Rehber”) yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Rehber’in amacı yeşil borçlanma aracı, sürdürülebilir borçlanma aracı ile yeşil kira sertifikası, sürdürülebilir kira sertifikası ihraçlarının uluslararası finansal piyasalardaki en iyi uygulamalar ve standartlarla uyumlu şekilde yürütülmesi, çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilecek yeşil projelerin finansmanında şeffaflık, dürüstlük, tutarlılık ve karşılaştırılabilirliğin artırılması olup Uluslararası Sermaye Piyasaları Derneği’nin Yeşil Tahvil İlkeleri, Haziran 2021 (ICMA, Green Bond Principles, June 2021) esas alınarak hazırlanmıştır. Rehber kapsamında yeşil borçlanma araçları için belirtilen genel esas, ilke ve yükümlülükler belirlenmiştir. Ancak Rehber yükümlülüklerine uyan kuruluşların yatırımcılardan sağladıkları finansmanın yeşil borçlanma aracı olarak tanımlanacaktır. Bu şekilde greenwashing’in önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Türkiye Bankalar Birliği (“TBB”) tarafından 2014 yılında hazırlanan Bankacılık Sektörü İçin Sürdürülebilirlik Kılavuzu (“Kılavuz”) 2021 yılında güncellenmiş olup[8] Kılavuz’da, bankaların tüm faaliyetlerinde karbon ayak izini gözetmeleri, karbon salınımını azaltmaya yönelik olanlar başta olmak üzere iklim değişikliğinin engellenmesine yönelik projelerin desteklenmesi tavsiyelerine yer verilmiştir. Ayrıca TBB, Türk bankalarının sürdürülebilirlik hedefleri için gerçekleştirdikleri faaliyetleri açıklamıştır.[9] Bu faaliyetler kapsamında Garanti BBVA NZBA’ya katıldığını ilan etmiştir. Keza 2022 yılının Nisan ve Mayıs aylarında, sırasıyla İş Bankası ve Halk Bankası da NZBA’ya katılmışlardır.[10]

Karbon Vergisi

Karbon emisyonunun azaltılması amacıyla devletler, karbon vergisini uygulamaya koymuşlardır ve buna göre üreticiler çevreye saldıkları karbondioksit miktarına göre vergilendirilmektedir. Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar karbon nötr ilk kıta olma hedefi doğrultusunda sınırda karbon vergisi uygulamasını getirdi.[11] Bu uygulamaya göre 2023 yılı itibariyle başlayacak olan geçiş dönemi sonrası 2026’dan itibaren şirketler, Avrupa Birliği üyesi devletlere ihraç edeceği ürünler için üretim sürecinde salınan karbondioksit tonu başına vergi verecek. Karbon emisyonunun en yüksek olduğu demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik sektörleri vergiden öncelikli etkilenecek sektörler olarak belirlendi. Avrupa Birliği’ne ihracat yapan Türk şirketlerinin ihraç edilecek ürünlerin karbon emisyon hesaplarının yapılıp yapılmadığını kontrol etmesi, ETS kapsamında sertifika almaları ve emisyon oranının azaltılmasına yönelik stratejik plan hazırlaması önem arz etmektedir.[12]

Sonuç

Dünyayı etkisi altına alan küresel ısınma ve iklim krizi her geçen gün etkisini artırmaktadır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilmek amacıyla her devletin eşit ama aynı olmayan, gelişmişlik seviyesine göre farklılık gösteren aksiyonlar alması gerektiği konusunda girişimde bulunmaktadırlar. Net sıfır emisyon hedefi dünya üzerinde faaliyet gösteren girişimlerin karbondioksit salınımını nötrleyerek küresel ısınmanın 1,5 °C seviyesinde kalmasını amaçlamaktadır. Bu doğrultuda hem kamunun hem de özel sektörün iş birliği önem arz etmektedir. Özel sektör çeşitli sermaye teşvikleri ile sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösterme konusunda özendirilirken karbon vergisi ile de karbondioksit salınımını kontrol altında tutmaya davet edilmektedir. Türkiye de net sıfır hedefleri doğrultusunda hareket etmektedir ve yeşil finansmanın destekleyicisidir. Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamış ve İklim Değişikliği Kanun Tasarısı ile Birleşmiş Milletler iklim değişikliği mevzuatlarına uyum için ilk adımı atmıştır. Kanunun Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler standartlarına uygun ve başta çimento, demir-çelik, alüminyum olmak üzere Türkiye pazarının özelliklerini gözeterek oluşturulması, karbon vergisi, ETS konularında detaylı düzenlemelere yer verilmesini temenni ediyoruz.